günaydın tatlım ... sayfanı renklendirmeye geldim :)
çok güzel yapmişin valla:P=)
mersi
canım nazar değmesin size ;)
canimsin=)
ஐBaRlAs KeLeBeKஐ
Bir kelebeğin gürültüsü
Uyandırdı beni gelincik ikliminden
Bir ninni söyledi
Yalnızlığın sesi….
Uzaklardan
Ta uzaklardan
hemen şuramdan
bir ürperti başladı aşka dair
bulutların altından....
uykucu kekim :)
ilik bir rüzgar esti, Nereden geldi bilmiyorum...
nereye gidiyorsun diye sordum..
Özlenen herseye dedi.. Aklima sen geldin.
cünkü özlenen bir tek sendin...
Eger insanlara bos elimi uzatir ve birsey alamazsam cok üzücü;
Ama asil ümitsiz durum;
Dolu elimi uzatip kabul edecek kimseyi bulamamamdir...
Hic yüz vermedim günese bugün..
Resmini gösterip hava attim ciceklere..
Adini zipkinla kazdim gögün en yüksek yerine...
Bir de SENi SEViYORUM diye bagirdim duydun mu?
Hayalin hafizamdan silinene kadar,
izdirabin saclarim dökülene kadar,
Aglamaktan gözlerim kör oluncaya kadar Her dakika Seni Sevecegim...
Sen hic Bugulanmis cama "SENi SEViYORUM" yazip,
Harflerin arasindan disariyi seyrederek,
Kar taneleri altinda Sevdigini hayal ettin mi??
Seni ne yagmurlar,
seller koparabilir kalbimden,
Ne de deli gibi esen firtina,
cünkü bir agacin topraga kök salmasi gibi baglandim sana..
Kulaklarim sessizlige, gözlerim sensizlige,
Gönlüm katlanirsa derde,
Anlami yok yasamanin..
Nefes almak bosuna..
Senin olmadigin yerde ...
Bulutlarin gözyaslari pencerene vururken,
Düslere daldigin bir gecede,
Hangi hayaller sana uyumayi unutturuyorsa,
Gelecek sana onlari yasatsin...
icinde öyle umut tasi ki Onu senden kimse alamasin.
Gözlerin hep gülsün,
mutlulugu hep sende arasinlar.
Ama onu kalbinde öyle sakla ki,
Gercekten isteyen bulsun...
Her aya bakisinda beni hatirla, Yildizlar gözlerine takilirsa,
Gözlerine baktigimi sakin unutma,
Bir yaprak düserse avuclarina,
Ellerimdir sakin birakma....
Hayatin bir sevgi öpücügü kadar doyumsuz,
Sevinc gözyaslari kadar güzel,
Seven bir kalp kadar heyecanli,
Askin dokusu kadar masum,
Bir gül kadar gururlu olsun...Askin Kalbindeyse..
Mutlulugun elindeyse, istedigin iki kelimeyse SENi SEViYORUM
neler neler yaşıyoruz da unutuyoruz
beynimizin gizli raflarına saklıyoruz hepsini
yaşıyoruz aşklarımızı içimizde
içten içe kemiriyoruz beynimizi
aşık oluyoruz dost buluyoruz kaybediyoruz zamanla
kalbin etrafına dikenli teller döşüyoruz gün geçtikçe
daha da içimize dönüyoruz
başımızı kaldırınca bir çok insanın mücedelesine şahit oluyoruz
herkes bir şeyleri bozmanın
kimileri onları tamir etmenin peşinde
uzaktan izleyip
bir şey yapamamanın verdiği acıyı
daha bir batırıyoruz yüreğimize
hataları irdelemeye başlıyoruz
nereden nereye geldim nereye gidiyorum demeden..
dışımızı elmaslarla kaplıyoruz
içimiz çürük ceviz gibi
mahremiyet kalmamış
insanlara inanç kalmamış
her geçen saniye daha köreliyoruz..
"bir daha mı geleceğiz dünyaya anasını satayım" diyesimiz geldikçe
batıyoruz çamurun en dibine
şeytan içimize öyle işlemiş ki haramı helali tanrıyı tabiatı kendimiz
oluşturmuşcasına bakıyoruz
herkes kendine iyi kendine güzel kendine karakterli kendine efendi
kendine mükemmel
kimse kendine eleştiri yapmıyor eleştirilere açığım dedikçe kapatıyor kendini
ikazlara tenkitlere..
insanoğlu büyük çıkmazlar içinde kafasını kaldırmış bulutlara bakarak yürüyor
vardığı yer önemli onun için nasıl vardığı değil..
sürü psikolojisi bizimkisi..
kimi lider kimi köle kimi boşlukta..
öylece tükeniyoruz işte...
Static MonaLisa
Cezalar kesildi gece yarısı gardiyanları tarafından
Yanlıştı sevişmek sevdiğinle
Günahtı gülümsemek
Çocuğuna
Yalandı sevda
Zebanileri vardı gecenin beklerlerdi
Köşe başında değil üstelik yastık ucunda
Sevdi bir gariban yalnız kendini seveni
Kaldırmamıştı başını daha önce
Biri ona seslenene kadar,
Olan oldu daha sonra
Ses geldi önce
Bak dedi
Bana bak
Ben seviyorum seni
Sende sever misin dedi
Gariban korktu önce
Sonra tabii dedi
Gel benimle
Hiç sıcak bir eli tutmamıştı ki o
O kadar heyecanlıydı ki
Sevdiğiyle girerken fakirhanesine
Benim diyordu artık o benim
Seviyor o da beni nasıl olsa
Mutlu yaşar gideriz
Sonra
Sonra ne mi oldu
Gariban uykuya dalmadan yastığının altındaki zebaniler fırladı
Biri gerçeği giymişti üstüne
Diğeri ona hiç yakışmamasına rağmen zamanı
Gerçek dedi ki kalk bak haline sevilmeye değer misin sen
Neyin var üstündeki aptal kıyafetler haricinde birde çulundan başka
Zaman bekle dedi nasıl olsa bitecek güzelin hevesi zamanla
Gariban çığlık atmaya başladı
Susun susun yeter artık
Ben bilmiyor muyum bu güzel bana fazla
Ben bilmiyor muyum zaman
Çizecek kılıcıyla güzel tenini onunda
Benim gözaltlarıma attığı imzanın aynısıyla
Susun artık yeter bu kadarı da fazla
Kızıyordu zaten son zamanlarda olanlara o da
Kalmamıştı namahrem diye bir şey her şey ortada
Çıkın dedi odamdan
Çıkın artık kafamdan
Yeter kaybetmek istiyorum kendimi yârimin koynunda
Getirse de yeni gün acı bir ölüm
Bu gece yeter bana nasıl olsa
Savaşa ve Devletçiliğe HAYIR!
Dünyanın " böl/yönet" temelinde 40 parçaya - 40 millete - 40 ideolojiye, ayrılması:İşte bu kabile reisi,bürokrat ve haydutların işine gelmektedir.
İşte bu neden ile: Birey haklarını tanımayan ve sosyal ilişkilerde kuvveti yasaklamayan bir sistem: Sömürü ve savaşı, asla yok edemez!
Çünkü üretme özgürlüğü olan insanlar, savaşta kazanamaz, aksine kaybeder. Çünkü silah, savaş ve zorbalık, ancak asalakların geçim sağlama yöntemidir. Savaşın maliyetini ödeyenlerde, asalaklar değil, üretenlerdir. Onlar, savaşı kazanarak kendi maddi kayıplarını geri almayı umamaz. Bu yüzden, onların ekonomik çıkarları barış tarafındadır.
Tüccar ve savaşçı tarih boyunca birbirine taban tabana zıt kimliklerdir. Savaş alanlarında ticaret gelişmez, fabrikalar üretim yapmaz. Yıkıntılar altında kar artmaz. Ticareti "bencil", feth etmeyi ise "soylu" gören her silahlı haydut, bu nedenle devletçidir…
İç ve dış tüm konularda devletçiliğin yol açtığı tüm kötülüklerin suçunu, kapitalizme yüklemelerinin, temelin d e budur."Kapitalist emperyalizm", "Savaş vurgunculuğu" gibi safsatalar veya kapitalizmin askeri fetihlerle "para" kazanmak zorunda olduğu fikri, devletçi yorumcu ve tarihçilerin sığlık ve ahlaksızlık örnekleridir. Oysa 19. yüzyılda, feodalizmin ve mutlak monarşilerin devletçi zalimliğinin kalıntılarını mahvederek dünyayı bağımsızlaştıran serbest ticarettir.
Kapitalizm yurt içi ve dışı pazarını serbest rekabet ile kazanır.
Savaşla kazanılan bir pazar, sadece, onu uluslararası rekabete kapatmak, sınırlayıcı düzenlemeler getirmek ve böylece kuvvet kullanarak özel imtiyazlar elde etmek isteyen yarı-devletçi karma ekonomi savunucuları için (geçici olarak) değerli olabilir.
Kendi ülkesinde hükümet aracılığı ile özel avantajlar peşinde koşan aynı tip iş adamı, yurt dışında da hükümet aracılığıyla özel pazarlar aramıştır. Kimin pahasına? Bu gibi işler için vergi ödemiş olan, fakat hiçbir şey kazanamamış olan işadamlarının büyük çoğunluğunun pahasına.
Bu gibi politikaları haklı gösteren ve onları halka yutturan kimdir? "Kamu çıkarı" veya "Ulusal saygınlık" ya da "Aşikâr kader" gibi doktrinler üreten devletçi entelektüeller. Tüm devletçi ekonomilerin gerçek savaş vurguncuları, eskiden de bugün de, işte bu aynı tiptir: Bir savaş esnasında veya sonrasında hükümet kıyakları ile servet elde etmiş siyasi nüfus sahibi insanlar...
Eğer insanlar savaşa karşı çıkmak isterlerse, onların karşı çıkması gereken şey devletçiliktir
İnsanlar, bireylerin kolektivite için kurbanlar oldukları, bazı insanların diğerlerine kuvvet kullanarak yönetme hakkına sahip oldukları ve bazı sözde "Fayda" adına bunun haklı olabileceği şeklindeki 'Kabile İnancını' muhafaza ettikleri müddetçe:
'Bir ulusun kendi içinde veya uluslar arasında' BARIŞ olamaz.